yararlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yararlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2010

Alış – Veriş Sanatı




Alış – Veriş Sanatı

Çocukluğumun en renkli simalarından biri rahmetli ananemdi. Çocukluğumun zaman zaman Türkiye’de geçen günlerine ait birçok karesinde onun hayali vardır. Bu hayallerin benim anılarımda en çok yer etmiş iki hali vardır ki, gözlerimi kapadığımda, ananemin o halleri gözümde hemen canlanıverir.

Bu sahnelerden biri hareketsizdir, fakat şimdi, şu an kadar da canlıdır hafızamda aslında. Sıcacık öğleden sonra güneşi, o eski, tek katlı, Bursa evinin penceresinden içeri vurur ve loş odanın bir kısmı güneşin ışıklarıyla aydınlanır. Ananem de, o pencereden içeri dolan ışık yok olana dek, orada, hemen pencerenin önünde, sedirin üstünde, Kuran’ını okur. Zaten ben de çocukluğumun o yaz günlerinde, yine o pencerenin önünde, ananemden öğrenmiştim ilk dualarımı. Sırasıyla sureleri öğretirdi her yaz tatili.

İkinci sahneyse bizim memleketimizin topraklarına has, şifacılıkla ilgili. 70’li yıllarının ortalarıydı. Herkesin evinin banyosunda ya da holünde, çok moda olan, plastikten dökme, aynalı, sürmeli camlı ilk yardım dolapları asılıydı. Fakat bizim evde, ilk yardımda o son moda dolabın yanı sıra hep imdadımıza yetişen  ananem vardı. Başımız mı ağrıdı, önce ananeme gidilirdi, bir okuyuversin diye. Karnımız mı ağrıdı, ananem okurdu, ağrımız geçerdi. Komşularımız da gelirdi, ağrıları sızıları olduğunda ya da  acil durumlarda:) Yanlış anlaşılmasın, doktora da giderdik tabii. Ama doktora gidilecek durumlarda bile, hem doktora gidilir, hem de bir okunurdu bizim evde, şifa olsun diye. İyi gelirdi ananem okuyunca, çabuk iyileşirdik.

Fakat ananemin bir özelliği vardı. Asla karşılıksız okumazdı. Bana okuduktan sonra “kızım, git sobanın yanından şu maşayı al, bana ver” derdi. Sonra, o maşayı arkasına atardı ve ardından, benim bir de camdan dışarı, gökyüzüne bakmamı isterdi.  Bir keresinde sormuştum ananeme “niye böyle yapıyorsun?” diye. Bana anlatmıştı “ eğer ben senden, okuduğum duanın  karşılığında bir şey almazsam, senin hastalığın benim bende ağırlık yapar. Bu yüzden o maşayı  ben senin elinden alıp arkama atıyorum.  Böylece alış verişi tamamlamış oluyoruz. Gökyüzüne bakıyorsun, çünkü hastalığın senden tez uzaklaşsın istiyorsun. Ne kadar uzağa bakarsan, hastalığı o kadar uzağa gönderirsin.” Maşayı arkaya atmak da, gökyüzüne bakmak da sembolik yani. Ananem kime okusa, okuduğu kişi o bizim evdeki soba maşasını uzatırdı ona, ağırlık kalmasın diye.

Zaman aktı, ananem diğer tarafa göçüp gitti. Fakat bu anılar hafızamda canlı ve taze kaldılar. Sonra zaman içerisinde Rei-Ki öğrendim. Ananemin söylediğini Rei-ki öğretirken de söylediler. “Enerji akışını sağlamak için, verilen şifa enerjisine karşılık, sembolik de olsa bir bedel almak gerekirmiş.” Demek ki, ananemin bir bildiği varmış, dedim. Enerjinin akması için illa ki bir şey yapılmalıymış.

Ve bir şey istediğim zaman hep karşılığını vermek için elimden gelen çabayı sarf ettim. Geçen yıllar içinde, öğrendim ki, bir şeyin karşılığı illa para olmak zorunda olmuyor. Aldığım bazı hizmetlerin karşılığını bazen param olmadığı için, bilgisayarda yazı yazarak, iş gücü olarak ödedim. Zaman zaman bazı kuruluşların depolarını temizleyerek ödedim. Kimilerine tercümeler yaparak yardımcı oldum, onlardan karşılığından öğrenmek istediklerimi aldım. Bazen çok içten edilmiş bir dua da karşılığı olabildi.

Sonra kendi kendime bir şey daha öğrendim, daha doğrusu hayat öğretti demek daha yerinde olur. O da bu kategorinin dışında kalan bir durumdu. Bazen siz hiç istemeden biri size bir hediye sunar. Bunu o kişiden doğrudan hiç istememişsinizdir. Bu, her ne ise, o kişinin size o an sunduğu bir armağandır. İşte bu armağan, karşılıksız alınabilecek bir armağandır. Size hayatın, o insan aracılığı ile yolladığı bir ödüldür. Bu hediyeyi şükranla kabul edebilirsiniz. Karşılığında da bir teşekkür dışında, bir şey vermeniz gerekmez (ben yine de böyle bir şey yaşadığımda, benden beklenti içinde olmayan bir kişiye sevindirecek bir armağan vermeye çalışıyorum, daha da zevkli oluyor).

Kısacası her şey para değil, fakat bize karşılıksız olarak ulaşan hediyeler dışında istediğimiz her şeyin sembolik bir karşılığı vardır, çünkü her bir isteğimizin yerine getirilebilmesi için birinin emek sarf etmesi gerekir. Belki de zaman zaman “Hakkını helal et!” kavramının anlamını derinden araştırmamız gerekiyor.

Yurda Hal
15.06.2010 

13 Haziran 2010

Zorlayıcı Günler Üzerine Düşünceler - Uranüs Koç





Zorlayıcı Günler Üzerine Düşünceler - Uranüs Koç

Astrolojide zaman zaman zorlayıcı sert enerjiler olabiliyor. Zaman zaman ise gökyüzü rahat açılar ile donatılmış oluyor. 

Ben bu duruma üzülmek ya da sevinmek olarak bakmıyorum. Bakış açısı şu olmalı. 
Diyelim ki karın kaslarımızı sıkılaştırmak ve sıkı güzel bir karına sahip olmak istiyoruz. Bikiniyi üzerimize geçirdiğimizde, göbeğimiz sarkmasın istiyoruz.

Ne yapmalıyı?. Mekik çekmeliyiz, karın kaslarını çalıştıracak egzersizler yapmalıyız.Tüm bu egzersizler karın bölgemizde yamnaya ve acıya sebep olacak bir süre. zaman içinde bu acıya bağışıklı kazanacağız. En sonunda ise ödül olarak muhteşem bir vücuda kavuşacağız. Astrolojideki zorlayıcı enerjiler bu duruma benzer.


Gelelim kolay açı ve enerjilere; Gök yüzünde kolay enerjilere maruz kaldığımızda karın kaslarımız ve göbeğimiz umurumuzda olmaz. O halimizle mutlu oluruz. Herhangi bir egzersiz yapma gereği hissetmeyiz. Eğer bir sorun varsa, o sorunu, sorun olarak algılayacak ruh halinde olmayız. Ne zaman bu kolay enerji ortadan kalkar ve zorlayıcı bir açı gelir, işte o an o tembellik ettiğimiz dönemde ihmal ettiklerimizin faturasını nasıl ödeyeceğimizi düşünmeye başlar ve harekete geçeriz. Şimdi fatura ödeme, biriktirdiğimiz yağları eritme zamanı.

Şaka bir yana Uranüs'ün Koç'a girmesi ile birlikte ortaya çıkan enerji yoğunluğu gerçekten de kilo vermek için işe yarayabilir. Bence denemekte yarar var diye düşünüyorum. Belki de ağır topların öncü burçlara geçmesi ile birlikte dünya üzerinde problem haline gelen obezite sonununa da bir çözüm bulunabilir.

Bir de bu Uranüs'ün Koç'a girmesi ile birlikte çevremde yoğun fark ettiğim başka bir durum var: Estetik operasyonlara olan ilginin aşırı artması. 

Koç burcunu Zodyak kuşağının ilk burcu olarak yükselen burcu gibi düşünebiliriz. Yani maske, dışarıya kendimizi nasıl tanıtmak istediğimizi gösteren alan. Yenilikçi, farklı ve denenmemişe merhaba deme cesaretine sahip Uranüs'de buraya yerleşince, ortaya "Ajda Pekkan" sendromu çıkıyor sanırım. Yanlış anlaşılmasın, Ajda Pekkan bildiğim kadarıyla gündaşımdır, yani benim gibi 12 Şubat doğumlu bir Kova kadını. Ben de gerek olduğunda çok cesaretli olabileceğimi düşünüyorum:)

Sevgiler

03 Haziran 2010

Kedicikler



Bugün oğlum okuldan geldiğinde yolda, yolun kenarındaki çöp kutusunun yanına bir kolide 3 yeni doğmuş kedi yavrusunun bırakıldığını görmüş. Üçü de açlıktan bağırıyorlarmış. hemen oradaki su bayiisindekilere sormuş bunların annesi var mı diye... kadının birinin bir gece evvel oraya bırakıp gittiğini zaten yavruların ölmek üzere olduklarını söylemişler... Yani hiçbir şey yapmıyorlar, o yavrular ciyak ciyak bağırıyor ve onlar çaylarını yudumluyorlar keyif içinde...

Neyse ikimiz gidip kedicikleri kaptığımız gibi veterinere gittik. Apartmanımızın bahçesinde geçen hafta doğum yapan minik onlara da bakabilir mi diye sorduk. Okeyi alınca koştuk ve yavruları minik'in himayesine bıraktık. Fakat biri ne yazık ki dayanamadı ve getirdikten yarım saat sonra onu kaybettik. Diğer ikisinin şimdilik keyfi yerinde. Minik ise şimdi 3 yerine 5 yavru emziriyor. Eğer becerebilirsem yarın resimlerini çekip sizlerle paylaşacağım.

26 Mayıs 2010

Uzun İnce Bir Yoldayım



Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece

Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece

Uykuda dahi yürüyom
Kalmaya sebep arıyom
Gidenleri hep görüyom
Gidiyorum gündüz gece

Kırk dokuz yıl bu yollarda
Ovada dağda çöllerde
Düşmüşem gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece

Düşünülürse derince
Irak görünür görünce
Yol bir dakka miktarınca
Gidiyorum gündüz gece

Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gahi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece



Anadolunun bir köyünde sakin bir akşam karı koca uyumak için yatağa girerler..Kadının gözüne bir türlü uyku girmez, çünkü o gece özeldir.. O gece kocasını terkedecektir..Hem de sevgilisi ile köyden kaçarak...
Kocasının uyumasından bayağı bir zaman sonra pencerede beklediği taşın sesini duyar kadın.. Ayakkabılarını giyip, önceden hazırladığı eşyalarını alıp bahçede bekleyen sevgilisinin yanına gider ve koşarak oradan kaçarlar.. Koşarlarker kadının ayağını bişey rahatsız eder, ayakkabısının içinde bişey vardır ama kadın mecburdur koşmaya ayağını rahatsız eden şey için durma lüksü yoktur..Anadoludur burası.. Töredir, cinayettir geride bıraktıkları..Belli bir mesafe uzaklaştıktan sonra nefeslenmek için dururlar.

Kadın duraksamayı fırsat bilip nefes nefese der ki : "Evden çıktığımdan beri, ayakkabımın içinde bir şey var beni rahatsız ediyor, çıkartıp bakar.. O da ne? Ayakkabısının içinde bir tomar para!!!!! Kocası her şeyin farkında. Biliyor ki gidecek, "Beni terk edecek ama bunca yıl çorbasını içtim, çamaşırlarımı yıkadı, ütüledi. Bana emeği geçti.."
O Yoksul köylü; bütün parasını; başka bir adam için kendisini terk eden karısının, giderek kendinden uzaklaşan adımlarını attığı ayakkabısının içine koymuştur.

Bu hareketi yapan kişi ne üniversite mezunudur ne de yüksek lisans yapmıştır.Hatta hayatında tek bir kitap bile okumamış, okuyamamıştır.
O güzel insanı, O onurlu davranışı sergileyen, O terk edilen adamı

HEPİNİZ TANIYORSUNUZ..

Bu öyküyü aşağıda linki bulunan gruptan aldım. O kadar etkilendim ki blog sahibine bu güzel paylaşımı için buradan teşekkür etmek istiyorum

24 Mayıs 2010

Günü karşılama ve günü uğurlama



Her yeni gün, bana yeni bir öğretmen ve yol gösteren bir rehberdir. Her yeni gün bana yolumun üzerinde farklı bilgiler ve tecrübeler sunar. Her günün kendine has bilgi ve tecrübeleri benim yolumda o gün boyunca ışık olur.

Günün getirdiği fırsatları yakalamak, deneyimlerden faydalanmak ve tecrübeleri anlamak için, her yeni güne muhakkak yüzümde bir gülümsemeyle başlıyorum. Her yeni güne "Hoş Geldin!" diyorum.
Gün bittiğinde, o güne bana sunduğu nimetler, fırsatlar ve tecrübeler için "Teşekkür ederim!" diyorum. Bu gece de olduğu gibi:)

Yarın beni yeni bir gün, yeni bir öğretmen bekliyor. Yarının bana getireceği fırsat ve tecrübeler için şimdiden teşekkür ediyorum.

15 Mayıs 2010

Sihirli Yemek




Bugün ne yemek yapacağıma karar vermeye çalışırken birden bir zamanlar yazdıklarım aklıma geldi ve yemek yapma işini bir olumlama şölenine çevirdim. 16.05.2010 (yarın) saat 13:14'te Ay Venüs kavuşumu var, dolayısı ile gökyüzü yine dilekte bulunmak için uygun (bu tüyoyu da arkadaşım Merih Akalın'dan aldım bugün:).
Ben yarın bir olumlama yemeği daha yapacağım:)

Sihirli yemek pişirmek nedir?

Sihirli yemek yapmak; yenilebilir maddeleri bir değişimin oluşmasında araç olarak kullanmaktır. Bunun güzel yanı ise, hem midenin keyif almasını, hem de damak zevkinin tatmin olmasını sağlamasıdır. Burada önemli olan yemek yaparken sadece nelerin kullanıldığı değil, aynı zamanda kullanılan enerjidir. Yemek yaparken devreye sokulabilecek birçok sihirli yöntem vardır. İmgeleme, enerji çalışmaları, şifalı otlar bilimi, renkler ve sesler gibi.

Hazırlama (planlama):

Önce yapmayı düşündüğümüz yemeği hangi amaçla hazırladığımızı tam olarak belirlemeliyiz. Çünkü bu yemeği ulaşmak istediğimiz bir hedefe destek olarak kullanacağız; yani bu yemek bir olumlama yemeği olacak. Bundan sonra yapacağımız yemeğin malzemelerini bulmalıyız. Malzemeleri belirlerken tamamen kendi sezgilerimizi takip edebiliriz ya da yemek kitaplarından yardım alabiliriz. (Birinci şık daha doğru bir yöntemdir, ikinci şık ise yemek işinde tecrübe sahibi olmayanlar içindir). Ulaşmak istediğimiz amaca göre malzemelerin rengini, kokusunu, hangi elemente ait olduklarını tespit etmeliyiz. Malzemelerin hangi elemente ait oldukları kadim zamanlarda belirlenmiştir.


Elementlere göre yiyecekleri sınıflandırsak:

Ateş element yiyecekleri: Dalda yetişen sebze ve meyveler, protein içerikli yiyecekler…

Toprak elementi yiyecekleri: Tuz ve kök bitkiler; yani patates, havuç, turp, yer elması, kereviz…

Hava elementi yiyecekleri: Yağ ve çiçek bitkiler; yani karnabahar, brokoli, çiçeği kullanılan her türlü bitki…

Su elementi yiyecekleri: Karbonhidrat ve yaprak bitkiler; yani ıspanak, semizotu, ısırgan, pazı, kuzukulağı…

Element ve yemek ilişkisi:

Bir de bunun yanı sıra, Ay’ın günlük hareketlerinde hangi elementin burcunda olduğuna dikkat edersek, amacımıza yaklaşmak için bir adım daha atmış oluruz. Ay 28 günlük döngüsünde tüm elementleri üçer kez ziyaret eder. Hangi elementin içinde bulunuyorsa, o elemente ait gıdaların kalite ve enerjisini yükseltir. Bunu belirleyebilmek için düzenli olarak Ay takvimini takip etmek gerekir. Bu takibi kolaylaştırmak için; hangi burçların hangi elementlere ait olduğunu bilmek de gerekecektir. Koç, Aslan, Yay ateş elementine; Boğa, Başak, Oğlak toprak elementine; İkizler, Terazi, Kova hava elementine; Yengeç, Akrep, Balık su elementine aittir.


Eğer yemeğimizi yaparken biraz daha detaylı çalışmak istiyorsak, bir de burçların niteliklerini dikkate alabiliriz. Ay öncü nitelikteki burçlardan geçerken, yeni girişimleri, başlangıçları, yeni fikirleri destekler. Sabit burçlardan geçerken, içinde bulunduğumuz konumu korumamızı sağlar. Değişken burçlardayken bize esneklik verir, birden fazla konuya eğilmemize yardımcı olur; var olan durumu sonlandırıp yeni dönemlere başlangıç yapmaya yardım eder.


Mademki biz bu yemeği amacımızı desteklemek için yapıyoruz, öyleyse Ay’ın hedefimize uygun nitelikteki burçta olmasına da dikkat etmeliyiz. Örneğin; bir ilişkiyi bitirmek istiyorsak ve yapacağımız yemek buna destek olacaksa, Ay değişken burçtayken o yemeği yapmalıyız. Yeni bir projeye başlayacaksak, Ay öncü nitelikteki burçlardayken yemeğimizi hazırlayabiliriz.


Bunun için burçların niteliklerine de değinelim. Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlak öncü nitelikte; Boğa, Aslan, Akrep ve Kova sabit nitelikte; İkizler, Başak, Yay ve Balık ise değişken niteliktedir.


Asıl önemli olan, bizim istediğimiz sonuca ulaşmamızdır. Seçeceğimiz yemek, kolayca yapılıp hemen fırına sürülen bir yemek olmamalıdır. Bu yemeğin üzerinde uğraşıp emek sarf etmemiz önemlidir; doğrama, harmanlama ve bol karıştırma gibi. Yemeği yaparken ne kadar çok emek sarf edersek, ona o kadar çok enerji yükleyebiliriz. Bu sayede, yaptığımız yemeğe imgeleme, ses ve benzerlerini daha fazla aktarabiliriz.


Alışveriş: Böyle özel bir yemek için ekolojik gıdaları, hatta kendi ekip biçtiğimiz ekolojik gıdaları kullanmak daha uygundur. Ancak ne yazık ki, her birimizin bütçesi ya da zamanı ve koşulları buna uygun olmayabilir. Eğer bu yemeği gerçekten önem verdiğimiz bir olumlama için kullanmak istiyorsak, en azından ekolojik malzemeler kullanmaya dikkat etmeliyiz.


Alışveriş yaparken sevdiğimiz mekânlardan malzemeleri toplamaya özen göstermeliyiz. Bu konuda halk pazarları yardımımıza koşabilir; bizim cıvıl cıvıl halk pazarlarımız çok bol malzemeye sahipler. Doğrudan köylerden gelen ekolojik malzemeler küçük partiler halinde doğrudan üreticiden alınabilir. Bu büyülü yemek için malzeme toplarken, sezgilerimizi devreye sokmalıyız. Kendimiz için neyin doğru olduğunu ancak kendimiz bilebiliriz. Bu yüzden malzemeleri satın alırken onlara dokunarak, elleyerek, onlarla temas kurarak seçmeliyiz. Bize en uygun domatesi, tüm domates içinden yine biz bulup seçebiliriz.


Hazırlama: Şimdi ihtiyacımız olan her şeyi satın aldık ve malzemelerimizi yemeğimiz için hazırlama aşamasına geldik. Bu bölümdeki tavsiyelerin işimize çok yarayacağını özellikle belirteyim. Mesela; meyve ve sebzeleri yıkarken hedefimize engel olacak her şeyin suyla beraber akıp gittiğini imgeleyebiliriz. Negatif olan her şeyin yıkanıp yok olduğunu düşünebiliriz. Malzemeleri doğrarken enerjimizi bıçağa yönlendirebiliriz (Bıçağı elimizin bir uzantısı gibi düşünmeli ve bizim enerjimizin onda toplandığını hayal etmeliyiz). Bu sayede, engelleyici her şeyi, kesip atabiliriz. Mesela kalan tüm artıkları çöpe atarken korkuyu, endişeyi, ya da bizi hedefimizden alıkoyan her şeyi çöpe attığımızı düşünebiliriz.


Enerji yükleme ve imgeleme: Yemeğimizi her karıştırdığımızda ulaşmak istediğimiz hedefe sahip olduğumuzu imgeleyelim ve bu enerjinin elimizden kaşık aracılığı ile yemeğe aktığını düşünelim. Kaşığı, yemekle el arasında bir nesne olarak düşünmeyip, kaşığı da elin bir uzantısı olarak kabul edelim. Mesela “Başarı” pişirmek istiyorsak, yemeği karıştırırken başarıya sahip olduğumuzu hayal edelim. İçimize dolan mutluluğu hissedelim ve bunu yemeğe aktaralım.


Diğer yardımcı unsurlar: Yemeğimizi yaparken birçok şeyden faydalanabiliriz. Mesela, hayalimizi desteklemek için konuya uygun bir şarkı dinleyebilir veya kendimiz söyleyebiliriz. Bizi neşelendiren her türlü müzik faydalı olacaktır. Burada yaratıcılığımıza sınır koymamalıyız. Yemeğin içine baharat eklerken dostlarımızın hedefimize nasıl destek olduklarını hayal edebiliriz. Neye inanıyorsak onu yemeği pişirirken devreye sokabiliriz; bu bir dua, ilahi, mantra vb. olabilir.


Yeme: Yemeğimizi yerken sahip olduklarımıza şükür etmek gerekmektedir. Hedefimizi pişirdiğimizin ve onu bünyemize dâhil edeceğimizin farkında olmalıyız. Yemeği yerken yemekle ilgilenmeliyiz. Yemeğin tadını çıkarmalı ve onun taşıdığı enerjiyi kendimize yüklemeliyiz. Bu sayede yemeği ne için programladıysak, onu hem bedenimize hem de ruhumuza almış oluruz. İstersek burada da imgeleme yöntemlerinden ya da destekleyici bir müzikten güç alabiliriz. Yemekle bir bütün olduğumuzu hissetmeliyiz


Serbest bırakmak: Yemeği yedikten sonra her şeyi toplayıp ortadan kaldırmalıyız. Ayrıca tüm yaptıklarımızı unutmalıyız; çünkü tüm bu yemek işlemini unutarak ona yüklediğimiz enerjiyi serbest bırakıp enerjinin rahatça akmasını sağlarız. Eğer sürekli yaptığımız işi düşünürsek enerjinin tıkanmasına ve kuşku doğmasına sebep oluruz.


Yemek yaparken, yukarıda verilen Ay taktiklerini kullansak da kullanmasak da, yaptığımız her yemeğe sevgi ve olumlu düşünce eklemek, hem bizi hem de bu yemeği yiyenleri, olumlu yönde etkileyecek, onların yaşama sevincini arttıracaktır. Yemek yaparken asla negatif düşünce içinde olmamalıyız. Ayrıca her yemeğin başlangıç ve bitişinde şükretmeyi unutmamalıyız.


NOT: Biraz daha detay sevenlere:


Ay’ın Yeni Ay evresi, yeni başlangıçları; Büyüyen Ay evresi, büyüme, gelişme, çoğalmayı; Dolunay evresi sonuca varmayı, hedefe ulaşmayı; Küçülen Ay evresi ise, sonlanmayı, azalmayı, küçülmeyi destekler. İstersek yemeğimizi yaparken Ay’ın bu evrelerini de dikkate alabiliriz.


Ayrıca unutmayalım büyüyen ay evresi kilo almamıza, küçülen ay evresi ise kilo vermemize yardımcı olur.

Paramahansa Yogananda'dan



Büyük usta Paramahansa Yogananda Ustaların Kitabı'nda Karma ve Reenkarnasyonu şu sözlerle anlatır:

"Hayat, Tanrı okyanusundaki bir zincire benzer. Zincirin bir kısmını suyun dışına çekersen, onun sadece küçücük bir bölümünü görürsün. Zincirin başlangıcı ve sonu okyanusta gizli kalır. Bu hayatında (enkarnasyonunda), hayat zincirinin sadece bir halkasını görürsün. Geçmiş ve gelecek ise tanrısal sularda görünmez bir derinlikte dinlenmektedir. O, sırrını sadece onunla uyum içinde olanlara açar."

Geçmiş – An –Gelecek / Haritanızda Ay Düğümleri




Geçmiş – An –Gelecek / Haritanızda Ay Düğümleri

Doğduğumuz anda aslında bu hayatta nasıl yol almamız gerektiğini gösteren bir kılavuzla beraber dünyaya geliriz. Astroloji haritamız bizim yol haritamızdır, hatta bir yol haritasından da ötedir. Hangi yöne, hangi hızla gitmemiz gerektiğini gösterirken, neleri yolda bırakıp, neleri hayat dağarcığımıza dâhil etmemiz gerektiğini de bize anlatır. Bu kılavuzu kullanmayı bilmediğimizde, deneye yanıla yol bulmaya çalışır, gereksiz olan birçok yükü yanımızda taşır, ihtiyacımız olan bilgi ve deneyimleri toplamakta zorlanırız.

Bu kılavuzun, yani astroloji haritamızın en önemli göstergelerinden ikisi ise Güney ve Kuzey Ay Düğümleridir. Ay düğümleri sayesinde geçmişten (karmik ya da genetik) getirdiğimiz yük ve becerileri, Kuzey Ay Düğümü sayesinde ise yolculuğumuzun sonunda hangi deneyim ve tecrübeleri elde ederek bu dünyadaki görevimizi sonlandıracağımızı tanırız.

Ay düğümlerinin bize neler anlattığını anladığımızda, yol haritamızda yolculuğa nerede ve hangi donanımlarla başladığımızı bilir, yine haritamızda nasıl hedefimize odaklı ilerleyebileceğimizi öğreniriz.

Ay Düğümleri Ruhsal anlamda büyümemiz için gerekli olan yolu bize tarif eder. Eğer Ay düğümlerimizi anlayabilirsek, hayatımızı daha doyumlu ve mutlu yaşamayı başarmamız çok daha kolay olacaktır.

Sevgili arkadaşım astroloji uzmanı Nazan Düzkan 23 Mayıs 2010 Pazar günü saat 13:00’te bize Ay düğümlerini detaylı bir şekilde bizlere anlatacak. Ayrıca her birimizin haritasındaki Ay düğümlerine değinip, içinde bulunduğu burç ve evlere göre yorumlayacaktır.

Haritanızdaki Ay Düğümlerinizi anladığınızda hayatınızı nasıl deneyimleyeceğinizin bilgisine de kavuşmuş olacaksınız.

Semineri Sunan: Astroloji Uzmanı Nazan Düzkan
Seminer tarihi ve saati: 23,05,2010 saat 13.00-16.00 arası
Seminerin verildiği Yer: Astro İstanbul – Etiler
Seminer ücreti: 50,-- TL
Seminer için gerekli bilgiler: Doğum tarihi, saati ve yeri ( bu bilgiler önemlidir, aksi takdirde haritanızdaki Ay düğümlerinin yorumlanabilmesi mümkün değildir)
Yerimiz sınırlı olduğundan yurdahal@gmail.com adresinden e-posta ile kayıt yapmanızı rica ediyorum.

Sevgilerimle
Yurda Hal

10 Mayıs 2010

17 Mayıs 2010 Pazartesi "Tam Tadında" ve "Ay Taktikleri"


Düzeltme: Program tarih ve saatini yanlış bildirmişim, işte doğru bilgiler:):


17 Mayıs 2010 Pazartesi saat 12:00'de Kanal D - "Tam tadında" programında Emel Başdoğan'ın konuğu olacağım. Ay Taktikleri ve Beslenme hakkında konuşacağız.


Sevgiler

Yurda Hal


11 Mayıs 2010 Ebruli




11 Mayıs 2010 saat 11:00'de Ebru Şallı'nın Tv8'de sunduğu Ebruli'de olacağım, buluşmak üzere.

07 Mayıs 2010

Yol



YOL

Paulo Coelho’nun “Simyacı” sında oldugu gibi, birçogumuz mucizeleri, gücümüzü,
sifamızı, hatta kendi benligimizi hep baska yerlerde arar dururuz.Oysaki “Gerçek Yol”un
kıvrımları içimizde ilerlemektedir. (nsan burnunun dibindekini görmek için önce oradan
uzaklasıp, sonra uzaktan oraya göz atıp inceleme fırsatı buldugunda onun degerini anlar.
Baskalarının görmesi, söylemesi, anlatması yetmez, kendi görmek, fark etmek ister.
Aslında bilmeden, içindekini kesfetmek için önce kendisinden uzaklasmak ister. Bu
uzaklasmalarda yolumuzun bir parçasıdır.

Her birimizin yolu kendine hastır, özeldir. Nasıl ki her birimiz essiz ve benzersiz
yaratıldıysak, iste yolumuzda öyle özel olacaktır. Kimsenin yoluna benzemeyecektir.
Bazen yolunu kendi yolumuza benzettigimiz birisi ile birlikte yol alırız, sonra yine yollar
ayrılır. Birbirimizin yolunda birer farkındalık aracı olmususuzdur aslında.

Siz kendi kendinizin sifacısı, bilgesi ve ögretmenisiniz. Sizin ihtiyacınız olan enerjiyi size
gerçek anlamda yine siz verebilirsiniz. Kendi kendinizin ruhunu, bedenini ve aklını
beslersiniz. Deneyimlediginiz her sey, size yapılan her davranıs, basınıza gelen her olay,
yasadıgınız hastalıklar, sizi sevindirenler, öfkelendirenler sizin yansımanızdır. Siz
deneyimlerinizi gözlemledikçe, bunları yönetmek için gerekli donanıma da sahip
olacaksınız.

Kendinizi kesfetmek için yansımalarınızı dikkatle inceleyin. Objektif bir gözlemci gibi
tarafsız bir gözle, sükunet içinde inceleyin. Size gitmeniz gereken yolu gösterdiklerini fark
edeceksiniz. Sizin yolunuz bir tek size parlak görünür, sanki bir ısıldakla aydınlatılmıs gibi
canlıdır. Birazcık dikkat ederseniz kendini fark ettirir. Size ölgün gelen, sizi mutsuz eden,
depresyona sürükleyen bir gidisat, her zaman yanlıs yolda oldugunuzun ve enerjinizin
düstügünün göstergesidir.

Bedeninizi dinlemeyi ögrenin. Mutlulugu nerenizde hissediyorsunuz? Peki ya korkuyu?
Nefreti? Sevgiyi? Öfkeyi? Acıyı? Duygularınızın bedeninizle hangi bölgeleri tetikledigini
ögrenin. (yi duygular bedenimizi iyilestirirken, kötü duygular yıpratır ve yorarlar.
Duygularınızla baglantı içinde olan bölgelerinizi kesfettiginizde kendi kendinizin sifacısı
olmaya baslarsınız. O bölgelere yönelttiginiz sevgi enerjisi ile onları güçledirebilir, koruma
altına alabilirsiniz. Bedeninize verdiginiz sifa, hem zihninizi hem de ruhunuzu da birlikte
etkiler. Bu olumlu etkiden çevrenizde nasibini alır.

Enerjiniz yükseldikçe, yolunuza büyük kaya parçaları yerine, deneyim olarak yanınızda
tasıyabileceginiz renkli küçük taslar çıkacaktır.

Her ne kadar her birimiz yapbozun parçaları gibi birbirimizden farklı olsak da, bir araya
geldigimizde bir bütün olustururuz. Kendi yolumuzu buldugumuzda yüregimiz sevgi ile
dolar ve yaydıgımız sevgi ısıgı kendimizle birlikte yapbozun tüm parçalarını aydınlatır.
Yapbozun her parçasının renkleri ısıgınızla parlar.

Yolunuz , iç dünyanız sevgiyle aydınlansın.

Yurda Hal

Olumlama Cümlesi



"Her yeni günde sağlık, mutluluk, bolluk, bereketle yıkanıyor ve ihtiyacım olan miktarı şükranla kullanıyorum. Evrene, bana sunduğu her şey için teşekkür ediyorum."

Yurda Hal

05 Mayıs 2010

5 Mayıs'ta Doğanlar


05 Mayıs'ta Doğanlar

"Sezgilerimi dinlemeyi biliyorum"

Burcu: Boğa
Yönetici Gezegeni: Venüs ( aşk, sevgi, zevk, estetik)
Sembolü: Boğa
Doğum Günü Yöneticisi: Merkür ( iletişime geçen)
Uğurlu Sayıları: 1 ve 5
Uğurlu Günleri: Cuma ve Çarşamba, özellikle ayın 1'i ya da 5'ine denk gelen Cuma ve Çarşamba günleri
Uğurlu Renkleri: Eflatun, kobalt mavisi ve yeşil
Uğurlu Taşı: Zümrüt

04 Mayıs 2010

İyi Geceler:)



Bu gece uyumadan önce tekrarlamanız için bir olumlama örneği hazırladım, umarım seversiniz.


"Ben sevgi ile kuşatılmış bir dünyada yaşıyorum ve kalbim şükranla dolu. Sabah uyandığımda bana ait en güzel fırsatları içinde barındıran mükemmel bir gün beni bekliyor. Yeni günün bana sunduğu tüm hediyeleri sevgi ile kabul ediyorum."


Sevgiler

Yurda Hal

29 Nisan 2010

Yazılamayan Zaman



Yazılamayan Zaman

Herşeyi yazarım da
zamanı yazamam -
o yazar çünkü
beni.

Yazar beni
yavaş yavaş
özenli -
azalta azalta
görkemli -
sanki
dolduracakmış
olduracakmış
gibi.

Halbuki
sıyırıp düşürmüştür
tırnağımdaki çürüğü
parmağımdaki yarayı
kabuk kabuk
geçirmiştir -
geçerken, sanki
çoğalta çoğalta
yazarak
beni:
özenli
görkemli

Oruç Aruoba

Umut Hep Olmalı



UMUT HEP OLMALI....


Yaşama küsme hakkınız yoktur.
Neden böylesine mutsuzsunuz ?
Nasıl bu denli karamsar olabiliyorsunuz ?
Belki işinizden memnun değilsiniz,
belki çevrenizden...
Maaşınızı az buluyor,
ya da kendinizi beğenmiyorsunuz...

Oysa...
Öylesine değerlisiniz ki.
Örneğin gözleriniz...
Gözlerinizi kaça satarsınız?
1 trilyon?
2 trilyon?
5 trilyon?
Satarsınız...
İşte zenginsiniz...

Ama...
Bu servetle erişeceğiniz dünyayı görmedikten sonra,
paranın bir değeri var mı?

Ya da derdiniz para değil...
Başarı ve saygınlık.

Size gözlerinizin karşılığında bulunduğunuz şirketin
genel müdürlüğünü verseler kabul eder misiniz?
Cevabınız "Hayır" değil mi?

O halde siz; aslında hem zengin, hem başarılısınız.
Yeter ki,
Tanrı'ın size verdiği bu değerlerin bilincinde olun.
Bunları görebileceğiniz bir başarı için hayata geçiriniz.
O halde....

Asla Umutsuzluk Yok !

Leo Buscaglia

27 Nisan 2010

Meditasyon




Birçok arkadaşımdan ne tür meditasyon yapmaları gerektiğine dair sorular alıyorum. Benim düzenli olarak uyguladığım çakra meditasyonunu, yıllar önce sitemde yazıp paylaşmıştım. Bu meditasyonu sadece sabahları değil, bazen enerjimi yükseltmem gerektiğini hissettiğimde de uyguluyorum. Çok işe yaradığını söyleyebilirim.
Hatta bazen Nil Gün'ün Çakra meditasyonu CD'sini takıp aşağıdaki uygulamaları, bu CD eşliğinde yaptığım da oluyor. Eğer enerjinizi dengelemeye ihtiyaç duyarsanız, bu meditasyonun çok işe yaradığını söyleyebilirim.

Ayrıca bir de Affetme Meditasyonu için www.simdidegis.com'dan Çiğdem Atabey'in sevgi dolu sesi ve yüreği ile hazırladığı affetme meditasyonu CD'sini de tavsiye ederim. Benim özellikle gece yatarken dinlediğim baş ucu CD'lerimlendir.

Şimdi gelelim Çakra Meditasyonuna:

Mudraların desteği ile Çakra Meditasyonu


Çakraların işlevlerini yükseltmek ve uyumlu çalışmaları için kullanılabilecek bir çok metot söz konusu. Ben özellikle kendi kullandığım ve çok faydasını gördüğüm bir yöntemden bahsetmek istiyorum. Bir zamanlar İnternet’te bulduğum bu metot Getrud Hirschi’nin kitabındaki murdalarla desteklenmiştir. Her sabah yataktan kalkar kalkmaz ya da günün herhangi bir saatinde ihtiyaç duyduğunuzda yapabileceğiniz bir meditasyondur. Bahsi geçen mudraları meditasyon esnasında mutlaka yapmaya gayret edin böylece tüm çakralarınız arasındaki uyum üst seviyede olacaktır.

Öncelikle bir sandalyeye oturup gözlerinizi kapatmalısınız. Dikkatinizi tamamen nefesinize verin. Yavaş ve derin nefes alın. Nefes alırken özellikle diyaframdan nefes alın (nefes alırken karnınız şişmeli). Şimdi ayaklarınızdan aşağıya kök saldığınızı ve toprağın içine doğru büyüdüğünüzü imgeleyin. Derinlerde bulunan verimli topraklara bağlanın, kökleriniz derinlere ulaşsın. Yavaş ve derin nefes alın, gevşeyin ve toprağı hissedin.
Üzerinde çalışmaya başlamadan önce çakralarınızı arındırmalısınız. Bunun için gökyüzünde beyaz bir ışık küresi ve bu ışık küresinin gelip tam başınızın üstünde durduğunu imgeleyin. Beyaz ışık küresinden akan ışık seli önce taç çakranızı temizliyor ve blokajları ortadan kaldırıyor. Ardından üçüncü gözünüze doğru akmaya başlıyor ve temizliyor, blokajları ortadan kaldırıyor. Böylece sırasıyla boğaz, kalp, göbek, kuyruk sokumu ve kök çakranıza kadar ışıkla arınma işlemine devam edin. Sonunda ayaklarınızdan köklerinize ve oradan da toprağa doğru aktığını imgeleyin. Işık küreye arındırdığı için toprak anaya da kabul ettiği için teşekkür edin.
Bundan sonraki aşamada kök çakranızın hizasında bir cam küre imgeleyin ve aynı aşağıda belirtilen kök çakra mudranızı yapın. Kürenin yavaşça kırmızı ışıkla dolduğunu imgeleyin. Dolduğunda ise kuyruksokumu çakranıza yönelin ve hizada bir cam küre imgeleyin ve yine aşağıda bu çakra için belirtilen mudrayı yapın ve kürenin turuncu ışık ile dolmasını bekleyin. Bu işlemi sırası ile aşağıdan yukarıya doğru taç çakranıza kadar, yedi temel çakra bölgenize uygulayın.
Biraz daha yavaş ve düzenli nefes almaya devam ettikten sonra istediğiniz zaman meditasyonunuzu bitirebilirsiniz.

Aşağıda tüm çakralar için meditasyon esnasında gerekecek renkleri ve murdaları bulabilirsiniz.

Kök Çakra Rengi : Kırmızı
Kök Çakra mudrası: Eller gevşek yumruk haline getirilir, başparmaklar dışta kalır. Yumruklarınız kucağınızda, kök çakranıza yakındadır.

Kuyruk sokumu Çakra rengi: Turuncu
Kuyruk sokumu Çakra mudrası: Sağ el, sol elin içindedir, parmaklarınızla sıkmadan sağ elinizi kavrayın. Elleriniz kucağınızda ancak size kök çakrada olduğunda biraz daha uzaktır.

Göbek Çakrası rengi: Sarı
Göbek Çakrası mudrası: Başparmak ve ortaparmak uçlarını birbirine değdirin Ellerinizi sıkmayın gevşek bırakın. Ellerini kucağınızda, bir öncekinden biraz dahauzakta tutun.

Kalp Çakrası rengi: Yeşil
Kalp Çakrası mudrası: elleriniz göğüs hizasında bedeninize dokunmadan yatay durmalı. Avuç içleriniz bedeninize ve parmak uçları ise birbirine bakmalıdır.

Boğaz Çakrası rengi: açık mavi
Boğaz Çakrası mudrası: Ellerinizi birbirine yapıştırın. Parmak uçları yukarıya doğru baksın. Parmaklarınız boğaz seviyesinde olmalı

Üçüncü göz Çakra rengi: gece mavisi (lacivert)
Üçüncü göz Çakra mudrası: İşaret parmağı ve başmarmak uçları birbirine dokunur. Elleriniz kucağınızdadır.

Taç Çakra Rengi: mor
Taç Çakra mudrası: Eller, avuç içleri yukarıya bakacak şekilde açılır ve bu arada eller omuz hizasındadır (dua eder gibi)

Sevgiler
Yurda Hal

Çocuk ve Astroloji (Aktüel Dergisi Yazımdan Bölüm 1-2-3-4)



Çocuk ve Astroloji (Aktüel Dergisi Yazımdan Bölüm 1-2-3-4)

Anne ya da baba olan bilir; çocuklarımız hayatımızda her şeyden önce gelir. Kendi ihtiyaçlarımızı erteleyebilirken, onların bırakın ihtiyaçlarını, sıradan isteklerini bile yerine getirmek için elimizden geleni yaparız. Her şeyin en iyisini vermek, çocukken arzu edip de sahip olamadığımız her şeyi onların önüne yığmak isteriz.

Bizim çocuğumuz, en sağlıklı, en başarılı, en zeki, en çalışkan çocuk olsun, bizim hayal edip de yapamadıklarımızı yapsın isteriz. O adeta bizim bir uzantımız gibidir. Kendi başarısızlıklarımızı düzeltmekle mükellef, asla bizimle ( ve yıllar içinde çevremiz vasıtasıyla deneyimlediğimiz) aynı hatalara düşmemesi gereken, kendimize tattıramadığımız gururu ve saygınlığı bize tattırmak zorunda olan; kısacası kendi beklentimize göre mükemmel olarak adlandıracağımız bir varlıktır o. Bizim mükemmelimizi yaratmak zorundadır.

Her birimizin mükemmeli değişiktir; kimi çocuğu erken yaşta piyano çalsın diye uğraşır, kimi ise daha okula başlamadan okuma yazmayı öğrensin ister. Bazıları erkenden bir spor kulübüne miniklere yazdırmak için parçalanır. Herkes çocuğunun başka bir özelliği ile övünmek ister. Bu özelliği ise söz hakkına sahip olana dek ne yazık ki çocuk değil, egolarını tatmin eden ebeveynler belirler.

Çocuk ise eğer sevmediği bir şeyi yapıyorsa elinden geldiğince itiraz eder durur. Ağlama krizleri, sürüklenerek kapıdan dışarıya çıkarmalar, tepki olarak öksürmeler, kusmalar… Denemedikleri hiçbir şey kalmaz.

Ben olaya astrolojik olarak bakmak istiyorum. Her insan bu dünyaya gelirken kendine belli bir kalıp seçer ve bu kalıbın içine doğar. Bu kalıp olarak adlandırdığım şey, bireyin mührüdür ve sadece ona ait, ona özeldir. Bu özel mühür ya da kalıp bizim astrolojik haritamızdır.

Bir anne ya da baba (bazen çocuğu yetiştiren ve ona yakın olan fakat anne ya da baba olmayan biri de olabilir) çocuğu farkında olmadan kendi uzantısı gibi görür. Doğduğu gün kucağa alınan çocuğun bakıma muhtaç olması, nedense onun bir birey olarak algılanmasının önünde Çin Seddi gibi duvar örmüştür. Bu da yukarıda anlatmaya çalıştığım anne baba tipinin kucağına düşen minicik bir birey için aslında zulümden başka bir şey değildir. Çünkü o minicik bebek kendi hayat yolunu şekillendirecek gerekli alt yapıyı şekillendirmek yerine, ebeveynlerinin arzularını yerine getirmekle mükellef kılınır.

Artık çevremizde “7 çok geç” isimli kampanyaların afişlerini bolca görüyoruz. Bu afişler okul öncesi eğitimin öneminden bahsediyor. Evet, 7 yaş çok önemli, çünkü yedi yaşına kadar “hayatımızın kullanım kılavuzu” hazırlanıyor ve zihnimize yerleşiyor. Yedi yaşına kadar duygularımızın yönlendirdiği düşünceler, beynimizdeki nöron bağlantılarını kuran otobanları inşa ediyor. Evet, yanlış duymadınız otobanlar anne karnı dönemi artı ilk yedi yıl içerisinde tamamlanıyor. Daha sonra öğrendiğimiz ve ilave ettiğimiz her şey teferruat: tali yol, toprak yol, köy yolu vs. Asla otoban değil. İstersek yedi yaşından sonra otoban inşa edemiyor muyuz? Tabii ki edebiliriz, fakat bu otobanı inşa etmek hem daha çok zaman alacaktır, hem de eski yanlış otobanların kullanımdan kaldırılması (yanlış alışkanlıkların yıkılması) çok zahmetli bir iş olacaktır.

Astrolojinin en önemli gezegenlerinden biri olan Satürn, hayatımızda kalıcı olması gereken, ciddi ve önemli ne varsa onu inşa eder. Mesela sağlık astrolojisinde Satürn kemikleri ve cildi temsil eder. Yani en derinde, temelde bedenimizi ayakta tutan kemiklerimiz de Satürn’dür, bedenimizin sınırlarını ortaya koyan, maddesel bedenimizin nerede bittiğini bize anlatan cildimiz de Satürn’dür. Ruhsal ve psikolojik yapımızın temel taşlarını da bedenimizde olduğu gibi Satürn oluşturmaktadır. Satürn gezegeni doğum anında bulunduğu burç, ev ve açılarla belirli bir doğaya sahiptir. Bu doğası ise bize bir çocuğun hayatındaki disiplinin, temelinin ve sınırlarının hangi alanda olacağını,gücünü ve nasıl ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Satürn’ün doğum haritasındaki yerleşimine yapabilecek bir şey yoktur aslında, tüm haritanın kendisi nasıl çocuğun mührü ise, haritadaki Satürn de bu mührün bir parçasıdır.

Haritanın en önemli temel taşlarından biri olan Satürn’ün burçlar kuşağındaki bir turu 28-30 yıl arasında sürmektedir. Bunun dörtte biri olan sürede (7-7,5 yıl) burçlar kuşağında yaklaşık üç burç ilerler ve bu ilerleme boyunca haritadaki tüm diğer gezegenlere açılar yapar. Bu süre içinde değmediği, dokunmadığı hiçbir gezegen yoktur. Bu açıların bir kısmı kolay etkilere sahip olurken, bazıları zorlayıcı ve küçücük çocuk zihninde algılanması güç travmalara yol açabilecek etkide olacaktır.

Satürn gezegeninin burçlar kuşağındaki turu sırasında yaklaşık üç burçtan geçmekte ve bu geçiş esnasında haritanın her anlam taşıyan noktasına ve tüm gezegenlere açı ya da kavuşum yapmaktadır. Haritamızdaki her noktayı birer kilitli kapı gibi düşünürsek, Satürn bu ilk temas ile birlikte hem o gezegenleri kilitlerini açarak aktive eder, hem de o bölgeye kendi doğasından bir şeyler ekler. Satürn’ün bu aktivasyonları tetiklemesiyle, çocuk hayatında aktive edilen gezegen ile alakalı alanı algılamaya ve fark etmeye başlar. Bu farkındalık aynı zamanda ona yavaş yavaş sorumluluk yüklemektedir.

Mesela Satürn Merkür gezegenini herhangi bir açı ile test ettiğinde, çocuk el kol hareketlerinin, becerilerinin ya da çevresinde olan biteni kavrayış biçiminin tam anlamıyla farkına varmaya başlayacaktır. Eğer bu açı kötücül bir açı ise ve olumsuz etkiler alıyorsa, çocuğun bu alandaki ilk deneyimlerinin güzel anılar bırakması beklenemez. Tabii ki bu durumda, eğer bu tecrübe edinilen konu günlük hayatımızda çok gerekli olan bir şeyse, ilk aktivasyonla birlikte, otobanın temeli bu duygu durumu kalıbıyla atılmış olur. Tabii bu çocuk büyüdüğünde, günlük transitlerde Merkür gezegeninin aldığı her zorlu açıda bu kalıbın duygu halini hafızasından çağıracağı için, Zihinsel, iletişimsel, el becerileri ve beden dili gibi önemli konularda kendini kısıtlanmış hissedecektir.

İyicil bir açı ise Satürn’ün yaptığı aktivasyon ile birlikte tecrübe ettiği konu her neyse ona başarma duygusunu tattıracak ve mutlu edecektir. Satürn’ün yaklaşık ilk 7 yıl içinde her gezegenle tek tek bu çalışmayı yaptığını düşündüğümüzde ise çocuğumuzun bizden alması gereken destek apaçık ortadadır.

Bir çocuğun yeteneklerini ve başarılı olabileceği alanların potansiyellerini yine doğum haritası ve onun içinde yerleşmiş gezegenler belirler. Satürn’ün doğum anından itibaren yaptığı açılar yeteneklerimizin de temelini atmaktadır. Bir çocuğun haritasında büyük sanatsal yetenekler olabilir, fakat Satürn’ün astroloji haritasında bu sanatsal yetenekleri gezegenlere olan açılarının döneminde, çocukları mutlaka anlamak ve onlara gerekli alt yapı için destek vermek gerekmektedir.

Sürekli Satürn transitlerinin etkilerinden bahsediyorum. Tabii ki bir haritanın üzerinde bir anda, sadece tek bir açı ya da etkileşim gerçekleşmez. Mesela Satürn’ün ilk tetiklemesi ile aynı anda haritada etkili olan başka bir açı daha gerçekleşiyor ve Satürn’ün yaratacağı etkiyi hafifletiyor olabilir. Diyelim ki, Satürn olumlu bir açı ile olumlu bir temeli atmak üzere ise, çocuğun bu dönemde dikkatini dağıtabilecek diğer açının etkisinin farkında olmak önemlidir. Bu sayede çocuğun dikkatini asıl alana bağlayabilecek bazı yollar bulmak elinizde olacaktır.

Yine harita üzerindeki transit geçişleri ile hayatımıza önemli etkileri olan başka gezegenlerde mevcuttur. Ancak, bunların hiçbiri Satürn gibi davranış, duygu ve becerilerimizi, olumlu ya da olumsuz anlamda, kemikleştiren, sağlamlaştıran ve kalıcı temeli oluşturan yetide değildirler. Satürn temasının yarattığı etki, aktive ettiği duygu ya da davranışın tohum kalıbını açar, içten dışa doğru yavaş yavaş sertleşip kalıplaşmasını sağlar. Bu kalıbı bir daha kırmak ileride çok zor, hatta bazen imkansızdır.

Eğer çocuğumuzun astroloji haritasını iyice anlar ve bu ilk yedi-sekiz yıllık serüveninin hangi dönemlerinde destek olmamız gerektiğini bilirsek, anlayış ve bakış açımızı onun içinde bulunduğu durumu biz de daha farkındalıkla yaşayabilir ve bilinçli bir şekilde yardımcı olabiliriz. Onun o transit anında yaşadığı durumu daha da şiddetlendirecek hareket ve tavırlardan kaçınabiliriz. Böylece olası travmayı daha fazla şiddetlendirmeyip, tam aksine daha hafif atlatmalarını sağlayabiliriz.

Çocuğumuzun ilk yedi yılında geçireceği zorlu evreleri öğrendiğimizde, hem çocuğumuza, hem de kendimize yardımcı olmuş oluruz. Bir çocuğun astroloji haritasının bu doğrultuda değerlendirilip incelenebilmesi için, muhakkak astrolojiye derinden vakıf tecrübeli ve güvenir astrologlar tercih edilmelidir.

Unutmayalım astrolojiyi meteoroloji bilgisine benzetebiliriz. Eğer yağmur yağacağı bildiriliyorsa ve ıslanmak istemiyorsak, yanımıza şemsiye alabiliriz. Şemsiye yağmurun yağmasını engellemeyecektir, fakat sizi ıslanmaktan koruyacaktır. Aynı bu örnekte olduğu gibi burçlar kuşağının, gezegenlerin etkisini ortadan kaldırmamız mümkün değildir, fakat gerekli önlemleri almak elimizdedir.

Sevgilerimle

Yurda Hal