15 Haziran 2010
Alış – Veriş Sanatı
13 Haziran 2010
Zorlayıcı Günler Üzerine Düşünceler - Uranüs Koç
Zorlayıcı Günler Üzerine Düşünceler - Uranüs Koç
Astrolojide zaman zaman zorlayıcı sert enerjiler olabiliyor. Zaman zaman ise gökyüzü rahat açılar ile donatılmış oluyor.
Ben bu duruma üzülmek ya da sevinmek olarak bakmıyorum. Bakış açısı şu olmalı.
Diyelim ki karın kaslarımızı sıkılaştırmak ve sıkı güzel bir karına sahip olmak istiyoruz. Bikiniyi üzerimize geçirdiğimizde, göbeğimiz sarkmasın istiyoruz.
Ne yapmalıyı?. Mekik çekmeliyiz, karın kaslarını çalıştıracak egzersizler yapmalıyız.Tüm bu egzersizler karın bölgemizde yamnaya ve acıya sebep olacak bir süre. zaman içinde bu acıya bağışıklı kazanacağız. En sonunda ise ödül olarak muhteşem bir vücuda kavuşacağız. Astrolojideki zorlayıcı enerjiler bu duruma benzer.
Gelelim kolay açı ve enerjilere; Gök yüzünde kolay enerjilere maruz kaldığımızda karın kaslarımız ve göbeğimiz umurumuzda olmaz. O halimizle mutlu oluruz. Herhangi bir egzersiz yapma gereği hissetmeyiz. Eğer bir sorun varsa, o sorunu, sorun olarak algılayacak ruh halinde olmayız. Ne zaman bu kolay enerji ortadan kalkar ve zorlayıcı bir açı gelir, işte o an o tembellik ettiğimiz dönemde ihmal ettiklerimizin faturasını nasıl ödeyeceğimizi düşünmeye başlar ve harekete geçeriz. Şimdi fatura ödeme, biriktirdiğimiz yağları eritme zamanı.
Şaka bir yana Uranüs'ün Koç'a girmesi ile birlikte ortaya çıkan enerji yoğunluğu gerçekten de kilo vermek için işe yarayabilir. Bence denemekte yarar var diye düşünüyorum. Belki de ağır topların öncü burçlara geçmesi ile birlikte dünya üzerinde problem haline gelen obezite sonununa da bir çözüm bulunabilir.
Bir de bu Uranüs'ün Koç'a girmesi ile birlikte çevremde yoğun fark ettiğim başka bir durum var: Estetik operasyonlara olan ilginin aşırı artması.
Koç burcunu Zodyak kuşağının ilk burcu olarak yükselen burcu gibi düşünebiliriz. Yani maske, dışarıya kendimizi nasıl tanıtmak istediğimizi gösteren alan. Yenilikçi, farklı ve denenmemişe merhaba deme cesaretine sahip Uranüs'de buraya yerleşince, ortaya "Ajda Pekkan" sendromu çıkıyor sanırım. Yanlış anlaşılmasın, Ajda Pekkan bildiğim kadarıyla gündaşımdır, yani benim gibi 12 Şubat doğumlu bir Kova kadını. Ben de gerek olduğunda çok cesaretli olabileceğimi düşünüyorum:)
Sevgiler
03 Haziran 2010
Kedicikler
Bugün oğlum okuldan geldiğinde yolda, yolun kenarındaki çöp kutusunun yanına bir kolide 3 yeni doğmuş kedi yavrusunun bırakıldığını görmüş. Üçü de açlıktan bağırıyorlarmış. hemen oradaki su bayiisindekilere sormuş bunların annesi var mı diye... kadının birinin bir gece evvel oraya bırakıp gittiğini zaten yavruların ölmek üzere olduklarını söylemişler... Yani hiçbir şey yapmıyorlar, o yavrular ciyak ciyak bağırıyor ve onlar çaylarını yudumluyorlar keyif içinde...
Neyse ikimiz gidip kedicikleri kaptığımız gibi veterinere gittik. Apartmanımızın bahçesinde geçen hafta doğum yapan minik onlara da bakabilir mi diye sorduk. Okeyi alınca koştuk ve yavruları minik'in himayesine bıraktık. Fakat biri ne yazık ki dayanamadı ve getirdikten yarım saat sonra onu kaybettik. Diğer ikisinin şimdilik keyfi yerinde. Minik ise şimdi 3 yerine 5 yavru emziriyor. Eğer becerebilirsem yarın resimlerini çekip sizlerle paylaşacağım.
26 Mayıs 2010
Uzun İnce Bir Yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece
Uykuda dahi yürüyom
Kalmaya sebep arıyom
Gidenleri hep görüyom
Gidiyorum gündüz gece
Kırk dokuz yıl bu yollarda
Ovada dağda çöllerde
Düşmüşem gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece
Düşünülürse derince
Irak görünür görünce
Yol bir dakka miktarınca
Gidiyorum gündüz gece
Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gahi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece
Anadolunun bir köyünde sakin bir akşam karı koca uyumak için yatağa girerler..Kadının gözüne bir türlü uyku girmez, çünkü o gece özeldir.. O gece kocasını terkedecektir..Hem de sevgilisi ile köyden kaçarak...
Kocasının uyumasından bayağı bir zaman sonra pencerede beklediği taşın sesini duyar kadın.. Ayakkabılarını giyip, önceden hazırladığı eşyalarını alıp bahçede bekleyen sevgilisinin yanına gider ve koşarak oradan kaçarlar.. Koşarlarker kadının ayağını bişey rahatsız eder, ayakkabısının içinde bişey vardır ama kadın mecburdur koşmaya ayağını rahatsız eden şey için durma lüksü yoktur..Anadoludur burası.. Töredir, cinayettir geride bıraktıkları..Belli bir mesafe uzaklaştıktan sonra nefeslenmek için dururlar.
Kadın duraksamayı fırsat bilip nefes nefese der ki : "Evden çıktığımdan beri, ayakkabımın içinde bir şey var beni rahatsız ediyor, çıkartıp bakar.. O da ne? Ayakkabısının içinde bir tomar para!!!!! Kocası her şeyin farkında. Biliyor ki gidecek, "Beni terk edecek ama bunca yıl çorbasını içtim, çamaşırlarımı yıkadı, ütüledi. Bana emeği geçti.."
O Yoksul köylü; bütün parasını; başka bir adam için kendisini terk eden karısının, giderek kendinden uzaklaşan adımlarını attığı ayakkabısının içine koymuştur.
Bu hareketi yapan kişi ne üniversite mezunudur ne de yüksek lisans yapmıştır.Hatta hayatında tek bir kitap bile okumamış, okuyamamıştır.
O güzel insanı, O onurlu davranışı sergileyen, O terk edilen adamı
HEPİNİZ TANIYORSUNUZ..
24 Mayıs 2010
Günü karşılama ve günü uğurlama

15 Mayıs 2010
Sihirli Yemek

Ben yarın bir olumlama yemeği daha yapacağım:)
Sihirli yemek pişirmek nedir?
Sihirli yemek yapmak; yenilebilir maddeleri bir değişimin oluşmasında araç olarak kullanmaktır. Bunun güzel yanı ise, hem midenin keyif almasını, hem de damak zevkinin tatmin olmasını sağlamasıdır. Burada önemli olan yemek yaparken sadece nelerin kullanıldığı değil, aynı zamanda kullanılan enerjidir. Yemek yaparken devreye sokulabilecek birçok sihirli yöntem vardır. İmgeleme, enerji çalışmaları, şifalı otlar bilimi, renkler ve sesler gibi.
Hazırlama (planlama):
Önce yapmayı düşündüğümüz yemeği hangi amaçla hazırladığımızı tam olarak belirlemeliyiz. Çünkü bu yemeği ulaşmak istediğimiz bir hedefe destek olarak kullanacağız; yani bu yemek bir olumlama yemeği olacak. Bundan sonra yapacağımız yemeğin malzemelerini bulmalıyız. Malzemeleri belirlerken tamamen kendi sezgilerimizi takip edebiliriz ya da yemek kitaplarından yardım alabiliriz. (Birinci şık daha doğru bir yöntemdir, ikinci şık ise yemek işinde tecrübe sahibi olmayanlar içindir). Ulaşmak istediğimiz amaca göre malzemelerin rengini, kokusunu, hangi elemente ait olduklarını tespit etmeliyiz. Malzemelerin hangi elemente ait oldukları kadim zamanlarda belirlenmiştir.
Elementlere göre yiyecekleri sınıflandırsak:
Ateş element yiyecekleri: Dalda yetişen sebze ve meyveler, protein içerikli yiyecekler…
Toprak elementi yiyecekleri: Tuz ve kök bitkiler; yani patates, havuç, turp, yer elması, kereviz…
Hava elementi yiyecekleri: Yağ ve çiçek bitkiler; yani karnabahar, brokoli, çiçeği kullanılan her türlü bitki…
Su elementi yiyecekleri: Karbonhidrat ve yaprak bitkiler; yani ıspanak, semizotu, ısırgan, pazı, kuzukulağı…
Element ve yemek ilişkisi:
Bir de bunun yanı sıra, Ay’ın günlük hareketlerinde hangi elementin burcunda olduğuna dikkat edersek, amacımıza yaklaşmak için bir adım daha atmış oluruz. Ay 28 günlük döngüsünde tüm elementleri üçer kez ziyaret eder. Hangi elementin içinde bulunuyorsa, o elemente ait gıdaların kalite ve enerjisini yükseltir. Bunu belirleyebilmek için düzenli olarak Ay takvimini takip etmek gerekir. Bu takibi kolaylaştırmak için; hangi burçların hangi elementlere ait olduğunu bilmek de gerekecektir. Koç, Aslan, Yay ateş elementine; Boğa, Başak, Oğlak toprak elementine; İkizler, Terazi, Kova hava elementine; Yengeç, Akrep, Balık su elementine aittir.
Eğer yemeğimizi yaparken biraz daha detaylı çalışmak istiyorsak, bir de burçların niteliklerini dikkate alabiliriz. Ay öncü nitelikteki burçlardan geçerken, yeni girişimleri, başlangıçları, yeni fikirleri destekler. Sabit burçlardan geçerken, içinde bulunduğumuz konumu korumamızı sağlar. Değişken burçlardayken bize esneklik verir, birden fazla konuya eğilmemize yardımcı olur; var olan durumu sonlandırıp yeni dönemlere başlangıç yapmaya yardım eder.
Mademki biz bu yemeği amacımızı desteklemek için yapıyoruz, öyleyse Ay’ın hedefimize uygun nitelikteki burçta olmasına da dikkat etmeliyiz. Örneğin; bir ilişkiyi bitirmek istiyorsak ve yapacağımız yemek buna destek olacaksa, Ay değişken burçtayken o yemeği yapmalıyız. Yeni bir projeye başlayacaksak, Ay öncü nitelikteki burçlardayken yemeğimizi hazırlayabiliriz.
Bunun için burçların niteliklerine de değinelim. Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlak öncü nitelikte; Boğa, Aslan, Akrep ve Kova sabit nitelikte; İkizler, Başak, Yay ve Balık ise değişken niteliktedir.
Asıl önemli olan, bizim istediğimiz sonuca ulaşmamızdır. Seçeceğimiz yemek, kolayca yapılıp hemen fırına sürülen bir yemek olmamalıdır. Bu yemeğin üzerinde uğraşıp emek sarf etmemiz önemlidir; doğrama, harmanlama ve bol karıştırma gibi. Yemeği yaparken ne kadar çok emek sarf edersek, ona o kadar çok enerji yükleyebiliriz. Bu sayede, yaptığımız yemeğe imgeleme, ses ve benzerlerini daha fazla aktarabiliriz.
Alışveriş: Böyle özel bir yemek için ekolojik gıdaları, hatta kendi ekip biçtiğimiz ekolojik gıdaları kullanmak daha uygundur. Ancak ne yazık ki, her birimizin bütçesi ya da zamanı ve koşulları buna uygun olmayabilir. Eğer bu yemeği gerçekten önem verdiğimiz bir olumlama için kullanmak istiyorsak, en azından ekolojik malzemeler kullanmaya dikkat etmeliyiz.
Alışveriş yaparken sevdiğimiz mekânlardan malzemeleri toplamaya özen göstermeliyiz. Bu konuda halk pazarları yardımımıza koşabilir; bizim cıvıl cıvıl halk pazarlarımız çok bol malzemeye sahipler. Doğrudan köylerden gelen ekolojik malzemeler küçük partiler halinde doğrudan üreticiden alınabilir. Bu büyülü yemek için malzeme toplarken, sezgilerimizi devreye sokmalıyız. Kendimiz için neyin doğru olduğunu ancak kendimiz bilebiliriz. Bu yüzden malzemeleri satın alırken onlara dokunarak, elleyerek, onlarla temas kurarak seçmeliyiz. Bize en uygun domatesi, tüm domates içinden yine biz bulup seçebiliriz.
Hazırlama: Şimdi ihtiyacımız olan her şeyi satın aldık ve malzemelerimizi yemeğimiz için hazırlama aşamasına geldik. Bu bölümdeki tavsiyelerin işimize çok yarayacağını özellikle belirteyim. Mesela; meyve ve sebzeleri yıkarken hedefimize engel olacak her şeyin suyla beraber akıp gittiğini imgeleyebiliriz. Negatif olan her şeyin yıkanıp yok olduğunu düşünebiliriz. Malzemeleri doğrarken enerjimizi bıçağa yönlendirebiliriz (Bıçağı elimizin bir uzantısı gibi düşünmeli ve bizim enerjimizin onda toplandığını hayal etmeliyiz). Bu sayede, engelleyici her şeyi, kesip atabiliriz. Mesela kalan tüm artıkları çöpe atarken korkuyu, endişeyi, ya da bizi hedefimizden alıkoyan her şeyi çöpe attığımızı düşünebiliriz.
Enerji yükleme ve imgeleme: Yemeğimizi her karıştırdığımızda ulaşmak istediğimiz hedefe sahip olduğumuzu imgeleyelim ve bu enerjinin elimizden kaşık aracılığı ile yemeğe aktığını düşünelim. Kaşığı, yemekle el arasında bir nesne olarak düşünmeyip, kaşığı da elin bir uzantısı olarak kabul edelim. Mesela “Başarı” pişirmek istiyorsak, yemeği karıştırırken başarıya sahip olduğumuzu hayal edelim. İçimize dolan mutluluğu hissedelim ve bunu yemeğe aktaralım.
Diğer yardımcı unsurlar: Yemeğimizi yaparken birçok şeyden faydalanabiliriz. Mesela, hayalimizi desteklemek için konuya uygun bir şarkı dinleyebilir veya kendimiz söyleyebiliriz. Bizi neşelendiren her türlü müzik faydalı olacaktır. Burada yaratıcılığımıza sınır koymamalıyız. Yemeğin içine baharat eklerken dostlarımızın hedefimize nasıl destek olduklarını hayal edebiliriz. Neye inanıyorsak onu yemeği pişirirken devreye sokabiliriz; bu bir dua, ilahi, mantra vb. olabilir.
Yeme: Yemeğimizi yerken sahip olduklarımıza şükür etmek gerekmektedir. Hedefimizi pişirdiğimizin ve onu bünyemize dâhil edeceğimizin farkında olmalıyız. Yemeği yerken yemekle ilgilenmeliyiz. Yemeğin tadını çıkarmalı ve onun taşıdığı enerjiyi kendimize yüklemeliyiz. Bu sayede yemeği ne için programladıysak, onu hem bedenimize hem de ruhumuza almış oluruz. İstersek burada da imgeleme yöntemlerinden ya da destekleyici bir müzikten güç alabiliriz. Yemekle bir bütün olduğumuzu hissetmeliyiz
Serbest bırakmak: Yemeği yedikten sonra her şeyi toplayıp ortadan kaldırmalıyız. Ayrıca tüm yaptıklarımızı unutmalıyız; çünkü tüm bu yemek işlemini unutarak ona yüklediğimiz enerjiyi serbest bırakıp enerjinin rahatça akmasını sağlarız. Eğer sürekli yaptığımız işi düşünürsek enerjinin tıkanmasına ve kuşku doğmasına sebep oluruz.
Yemek yaparken, yukarıda verilen Ay taktiklerini kullansak da kullanmasak da, yaptığımız her yemeğe sevgi ve olumlu düşünce eklemek, hem bizi hem de bu yemeği yiyenleri, olumlu yönde etkileyecek, onların yaşama sevincini arttıracaktır. Yemek yaparken asla negatif düşünce içinde olmamalıyız. Ayrıca her yemeğin başlangıç ve bitişinde şükretmeyi unutmamalıyız.
NOT: Biraz daha detay sevenlere:
Ay’ın Yeni Ay evresi, yeni başlangıçları; Büyüyen Ay evresi, büyüme, gelişme, çoğalmayı; Dolunay evresi sonuca varmayı, hedefe ulaşmayı; Küçülen Ay evresi ise, sonlanmayı, azalmayı, küçülmeyi destekler. İstersek yemeğimizi yaparken Ay’ın bu evrelerini de dikkate alabiliriz.
Ayrıca unutmayalım büyüyen ay evresi kilo almamıza, küçülen ay evresi ise kilo vermemize yardımcı olur.
Paramahansa Yogananda'dan

Geçmiş – An –Gelecek / Haritanızda Ay Düğümleri

Doğduğumuz anda aslında bu hayatta nasıl yol almamız gerektiğini gösteren bir kılavuzla beraber dünyaya geliriz. Astroloji haritamız bizim yol haritamızdır, hatta bir yol haritasından da ötedir. Hangi yöne, hangi hızla gitmemiz gerektiğini gösterirken, neleri yolda bırakıp, neleri hayat dağarcığımıza dâhil etmemiz gerektiğini de bize anlatır. Bu kılavuzu kullanmayı bilmediğimizde, deneye yanıla yol bulmaya çalışır, gereksiz olan birçok yükü yanımızda taşır, ihtiyacımız olan bilgi ve deneyimleri toplamakta zorlanırız.
Bu kılavuzun, yani astroloji haritamızın en önemli göstergelerinden ikisi ise Güney ve Kuzey Ay Düğümleridir. Ay düğümleri sayesinde geçmişten (karmik ya da genetik) getirdiğimiz yük ve becerileri, Kuzey Ay Düğümü sayesinde ise yolculuğumuzun sonunda hangi deneyim ve tecrübeleri elde ederek bu dünyadaki görevimizi sonlandıracağımızı tanırız.
Ay düğümlerinin bize neler anlattığını anladığımızda, yol haritamızda yolculuğa nerede ve hangi donanımlarla başladığımızı bilir, yine haritamızda nasıl hedefimize odaklı ilerleyebileceğimizi öğreniriz.
Ay Düğümleri Ruhsal anlamda büyümemiz için gerekli olan yolu bize tarif eder. Eğer Ay düğümlerimizi anlayabilirsek, hayatımızı daha doyumlu ve mutlu yaşamayı başarmamız çok daha kolay olacaktır.
Sevgili arkadaşım astroloji uzmanı Nazan Düzkan 23 Mayıs 2010 Pazar günü saat 13:00’te bize Ay düğümlerini detaylı bir şekilde bizlere anlatacak. Ayrıca her birimizin haritasındaki Ay düğümlerine değinip, içinde bulunduğu burç ve evlere göre yorumlayacaktır.
Haritanızdaki Ay Düğümlerinizi anladığınızda hayatınızı nasıl deneyimleyeceğinizin bilgisine de kavuşmuş olacaksınız.
Semineri Sunan: Astroloji Uzmanı Nazan Düzkan
Seminer tarihi ve saati: 23,05,2010 saat 13.00-16.00 arası
Seminerin verildiği Yer: Astro İstanbul – Etiler
Seminer ücreti: 50,-- TL
Seminer için gerekli bilgiler: Doğum tarihi, saati ve yeri ( bu bilgiler önemlidir, aksi takdirde haritanızdaki Ay düğümlerinin yorumlanabilmesi mümkün değildir)
Yerimiz sınırlı olduğundan yurdahal@gmail.com adresinden e-posta ile kayıt yapmanızı rica ediyorum.
Sevgilerimle
Yurda Hal
10 Mayıs 2010
17 Mayıs 2010 Pazartesi "Tam Tadında" ve "Ay Taktikleri"
07 Mayıs 2010
Yol

Olumlama Cümlesi

Yurda Hal
05 Mayıs 2010
5 Mayıs'ta Doğanlar

04 Mayıs 2010
İyi Geceler:)

Bu gece uyumadan önce tekrarlamanız için bir olumlama örneği hazırladım, umarım seversiniz.
29 Nisan 2010
Yazılamayan Zaman

Yazılamayan Zaman
Oruç Aruoba
Umut Hep Olmalı

UMUT HEP OLMALI....
27 Nisan 2010
Meditasyon

Aşağıda tüm çakralar için meditasyon esnasında gerekecek renkleri ve murdaları bulabilirsiniz.
Kök Çakra Rengi : Kırmızı
Kök Çakra mudrası: Eller gevşek yumruk haline getirilir, başparmaklar dışta kalır. Yumruklarınız kucağınızda, kök çakranıza yakındadır.
Kuyruk sokumu Çakra rengi: Turuncu
Kuyruk sokumu Çakra mudrası: Sağ el, sol elin içindedir, parmaklarınızla sıkmadan sağ elinizi kavrayın. Elleriniz kucağınızda ancak size kök çakrada olduğunda biraz daha uzaktır.
Göbek Çakrası rengi: Sarı
Göbek Çakrası mudrası: Başparmak ve ortaparmak uçlarını birbirine değdirin Ellerinizi sıkmayın gevşek bırakın. Ellerini kucağınızda, bir öncekinden biraz dahauzakta tutun.
Kalp Çakrası rengi: Yeşil
Kalp Çakrası mudrası: elleriniz göğüs hizasında bedeninize dokunmadan yatay durmalı. Avuç içleriniz bedeninize ve parmak uçları ise birbirine bakmalıdır.
Boğaz Çakrası rengi: açık mavi
Boğaz Çakrası mudrası: Ellerinizi birbirine yapıştırın. Parmak uçları yukarıya doğru baksın. Parmaklarınız boğaz seviyesinde olmalı
Üçüncü göz Çakra rengi: gece mavisi (lacivert)
Üçüncü göz Çakra mudrası: İşaret parmağı ve başmarmak uçları birbirine dokunur. Elleriniz kucağınızdadır.
Taç Çakra Rengi: mor
Taç Çakra mudrası: Eller, avuç içleri yukarıya bakacak şekilde açılır ve bu arada eller omuz hizasındadır (dua eder gibi)
Çocuk ve Astroloji (Aktüel Dergisi Yazımdan Bölüm 1-2-3-4)

Çocuk ve Astroloji (Aktüel Dergisi Yazımdan Bölüm 1-2-3-4)
Anne ya da baba olan bilir; çocuklarımız hayatımızda her şeyden önce gelir. Kendi ihtiyaçlarımızı erteleyebilirken, onların bırakın ihtiyaçlarını, sıradan isteklerini bile yerine getirmek için elimizden geleni yaparız. Her şeyin en iyisini vermek, çocukken arzu edip de sahip olamadığımız her şeyi onların önüne yığmak isteriz.
Bizim çocuğumuz, en sağlıklı, en başarılı, en zeki, en çalışkan çocuk olsun, bizim hayal edip de yapamadıklarımızı yapsın isteriz. O adeta bizim bir uzantımız gibidir. Kendi başarısızlıklarımızı düzeltmekle mükellef, asla bizimle ( ve yıllar içinde çevremiz vasıtasıyla deneyimlediğimiz) aynı hatalara düşmemesi gereken, kendimize tattıramadığımız gururu ve saygınlığı bize tattırmak zorunda olan; kısacası kendi beklentimize göre mükemmel olarak adlandıracağımız bir varlıktır o. Bizim mükemmelimizi yaratmak zorundadır.
Her birimizin mükemmeli değişiktir; kimi çocuğu erken yaşta piyano çalsın diye uğraşır, kimi ise daha okula başlamadan okuma yazmayı öğrensin ister. Bazıları erkenden bir spor kulübüne miniklere yazdırmak için parçalanır. Herkes çocuğunun başka bir özelliği ile övünmek ister. Bu özelliği ise söz hakkına sahip olana dek ne yazık ki çocuk değil, egolarını tatmin eden ebeveynler belirler.
Çocuk ise eğer sevmediği bir şeyi yapıyorsa elinden geldiğince itiraz eder durur. Ağlama krizleri, sürüklenerek kapıdan dışarıya çıkarmalar, tepki olarak öksürmeler, kusmalar… Denemedikleri hiçbir şey kalmaz.
Ben olaya astrolojik olarak bakmak istiyorum. Her insan bu dünyaya gelirken kendine belli bir kalıp seçer ve bu kalıbın içine doğar. Bu kalıp olarak adlandırdığım şey, bireyin mührüdür ve sadece ona ait, ona özeldir. Bu özel mühür ya da kalıp bizim astrolojik haritamızdır.
Bir anne ya da baba (bazen çocuğu yetiştiren ve ona yakın olan fakat anne ya da baba olmayan biri de olabilir) çocuğu farkında olmadan kendi uzantısı gibi görür. Doğduğu gün kucağa alınan çocuğun bakıma muhtaç olması, nedense onun bir birey olarak algılanmasının önünde Çin Seddi gibi duvar örmüştür. Bu da yukarıda anlatmaya çalıştığım anne baba tipinin kucağına düşen minicik bir birey için aslında zulümden başka bir şey değildir. Çünkü o minicik bebek kendi hayat yolunu şekillendirecek gerekli alt yapıyı şekillendirmek yerine, ebeveynlerinin arzularını yerine getirmekle mükellef kılınır.
Artık çevremizde “7 çok geç” isimli kampanyaların afişlerini bolca görüyoruz. Bu afişler okul öncesi eğitimin öneminden bahsediyor. Evet, 7 yaş çok önemli, çünkü yedi yaşına kadar “hayatımızın kullanım kılavuzu” hazırlanıyor ve zihnimize yerleşiyor. Yedi yaşına kadar duygularımızın yönlendirdiği düşünceler, beynimizdeki nöron bağlantılarını kuran otobanları inşa ediyor. Evet, yanlış duymadınız otobanlar anne karnı dönemi artı ilk yedi yıl içerisinde tamamlanıyor. Daha sonra öğrendiğimiz ve ilave ettiğimiz her şey teferruat: tali yol, toprak yol, köy yolu vs. Asla otoban değil. İstersek yedi yaşından sonra otoban inşa edemiyor muyuz? Tabii ki edebiliriz, fakat bu otobanı inşa etmek hem daha çok zaman alacaktır, hem de eski yanlış otobanların kullanımdan kaldırılması (yanlış alışkanlıkların yıkılması) çok zahmetli bir iş olacaktır.
Astrolojinin en önemli gezegenlerinden biri olan Satürn, hayatımızda kalıcı olması gereken, ciddi ve önemli ne varsa onu inşa eder. Mesela sağlık astrolojisinde Satürn kemikleri ve cildi temsil eder. Yani en derinde, temelde bedenimizi ayakta tutan kemiklerimiz de Satürn’dür, bedenimizin sınırlarını ortaya koyan, maddesel bedenimizin nerede bittiğini bize anlatan cildimiz de Satürn’dür. Ruhsal ve psikolojik yapımızın temel taşlarını da bedenimizde olduğu gibi Satürn oluşturmaktadır. Satürn gezegeni doğum anında bulunduğu burç, ev ve açılarla belirli bir doğaya sahiptir. Bu doğası ise bize bir çocuğun hayatındaki disiplinin, temelinin ve sınırlarının hangi alanda olacağını,gücünü ve nasıl ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Satürn’ün doğum haritasındaki yerleşimine yapabilecek bir şey yoktur aslında, tüm haritanın kendisi nasıl çocuğun mührü ise, haritadaki Satürn de bu mührün bir parçasıdır.
Haritanın en önemli temel taşlarından biri olan Satürn’ün burçlar kuşağındaki bir turu 28-30 yıl arasında sürmektedir. Bunun dörtte biri olan sürede (7-7,5 yıl) burçlar kuşağında yaklaşık üç burç ilerler ve bu ilerleme boyunca haritadaki tüm diğer gezegenlere açılar yapar. Bu süre içinde değmediği, dokunmadığı hiçbir gezegen yoktur. Bu açıların bir kısmı kolay etkilere sahip olurken, bazıları zorlayıcı ve küçücük çocuk zihninde algılanması güç travmalara yol açabilecek etkide olacaktır.
Satürn gezegeninin burçlar kuşağındaki turu sırasında yaklaşık üç burçtan geçmekte ve bu geçiş esnasında haritanın her anlam taşıyan noktasına ve tüm gezegenlere açı ya da kavuşum yapmaktadır. Haritamızdaki her noktayı birer kilitli kapı gibi düşünürsek, Satürn bu ilk temas ile birlikte hem o gezegenleri kilitlerini açarak aktive eder, hem de o bölgeye kendi doğasından bir şeyler ekler. Satürn’ün bu aktivasyonları tetiklemesiyle, çocuk hayatında aktive edilen gezegen ile alakalı alanı algılamaya ve fark etmeye başlar. Bu farkındalık aynı zamanda ona yavaş yavaş sorumluluk yüklemektedir.
Mesela Satürn Merkür gezegenini herhangi bir açı ile test ettiğinde, çocuk el kol hareketlerinin, becerilerinin ya da çevresinde olan biteni kavrayış biçiminin tam anlamıyla farkına varmaya başlayacaktır. Eğer bu açı kötücül bir açı ise ve olumsuz etkiler alıyorsa, çocuğun bu alandaki ilk deneyimlerinin güzel anılar bırakması beklenemez. Tabii ki bu durumda, eğer bu tecrübe edinilen konu günlük hayatımızda çok gerekli olan bir şeyse, ilk aktivasyonla birlikte, otobanın temeli bu duygu durumu kalıbıyla atılmış olur. Tabii bu çocuk büyüdüğünde, günlük transitlerde Merkür gezegeninin aldığı her zorlu açıda bu kalıbın duygu halini hafızasından çağıracağı için, Zihinsel, iletişimsel, el becerileri ve beden dili gibi önemli konularda kendini kısıtlanmış hissedecektir.
İyicil bir açı ise Satürn’ün yaptığı aktivasyon ile birlikte tecrübe ettiği konu her neyse ona başarma duygusunu tattıracak ve mutlu edecektir. Satürn’ün yaklaşık ilk 7 yıl içinde her gezegenle tek tek bu çalışmayı yaptığını düşündüğümüzde ise çocuğumuzun bizden alması gereken destek apaçık ortadadır.
Bir çocuğun yeteneklerini ve başarılı olabileceği alanların potansiyellerini yine doğum haritası ve onun içinde yerleşmiş gezegenler belirler. Satürn’ün doğum anından itibaren yaptığı açılar yeteneklerimizin de temelini atmaktadır. Bir çocuğun haritasında büyük sanatsal yetenekler olabilir, fakat Satürn’ün astroloji haritasında bu sanatsal yetenekleri gezegenlere olan açılarının döneminde, çocukları mutlaka anlamak ve onlara gerekli alt yapı için destek vermek gerekmektedir.
Sürekli Satürn transitlerinin etkilerinden bahsediyorum. Tabii ki bir haritanın üzerinde bir anda, sadece tek bir açı ya da etkileşim gerçekleşmez. Mesela Satürn’ün ilk tetiklemesi ile aynı anda haritada etkili olan başka bir açı daha gerçekleşiyor ve Satürn’ün yaratacağı etkiyi hafifletiyor olabilir. Diyelim ki, Satürn olumlu bir açı ile olumlu bir temeli atmak üzere ise, çocuğun bu dönemde dikkatini dağıtabilecek diğer açının etkisinin farkında olmak önemlidir. Bu sayede çocuğun dikkatini asıl alana bağlayabilecek bazı yollar bulmak elinizde olacaktır.
Yine harita üzerindeki transit geçişleri ile hayatımıza önemli etkileri olan başka gezegenlerde mevcuttur. Ancak, bunların hiçbiri Satürn gibi davranış, duygu ve becerilerimizi, olumlu ya da olumsuz anlamda, kemikleştiren, sağlamlaştıran ve kalıcı temeli oluşturan yetide değildirler. Satürn temasının yarattığı etki, aktive ettiği duygu ya da davranışın tohum kalıbını açar, içten dışa doğru yavaş yavaş sertleşip kalıplaşmasını sağlar. Bu kalıbı bir daha kırmak ileride çok zor, hatta bazen imkansızdır.
Eğer çocuğumuzun astroloji haritasını iyice anlar ve bu ilk yedi-sekiz yıllık serüveninin hangi dönemlerinde destek olmamız gerektiğini bilirsek, anlayış ve bakış açımızı onun içinde bulunduğu durumu biz de daha farkındalıkla yaşayabilir ve bilinçli bir şekilde yardımcı olabiliriz. Onun o transit anında yaşadığı durumu daha da şiddetlendirecek hareket ve tavırlardan kaçınabiliriz. Böylece olası travmayı daha fazla şiddetlendirmeyip, tam aksine daha hafif atlatmalarını sağlayabiliriz.
Çocuğumuzun ilk yedi yılında geçireceği zorlu evreleri öğrendiğimizde, hem çocuğumuza, hem de kendimize yardımcı olmuş oluruz. Bir çocuğun astroloji haritasının bu doğrultuda değerlendirilip incelenebilmesi için, muhakkak astrolojiye derinden vakıf tecrübeli ve güvenir astrologlar tercih edilmelidir.
Unutmayalım astrolojiyi meteoroloji bilgisine benzetebiliriz. Eğer yağmur yağacağı bildiriliyorsa ve ıslanmak istemiyorsak, yanımıza şemsiye alabiliriz. Şemsiye yağmurun yağmasını engellemeyecektir, fakat sizi ıslanmaktan koruyacaktır. Aynı bu örnekte olduğu gibi burçlar kuşağının, gezegenlerin etkisini ortadan kaldırmamız mümkün değildir, fakat gerekli önlemleri almak elimizdedir.
Sevgilerimle
Yurda Hal




